6 Aralık Salı, 2011′de Şifayı Beklerken çıktı…

Bütün gün çalışıyordum. Çıkınca soluğu İstiklal Caddesinde aldım. Sabah’tan ADA kitapevine gelen, raflara çıkan kitabımı gün boyunca aralıklarla Facebook’tan takip ediyor, arkadaşların, dostların, tanıdıkların bana gönderdikleri mailler ve resimlerle adım adım gün boyunca gelişmelerin içindeydim. İstiklal kalabalık, coşkulu ve heyecanlıydı…

Galatasaray’da indim. Işıkların kalabalığın arasına karışıp, üstüme yürüyen insan selini delerek, ADA kitabevine doğru yürüdüm. Vitrindeydi Şifayı Beklerken…sıra sıra dizilmişti. İçeri girdim. Kitabı satın aldım. Bir masaya oturdum. Kendime bir bira ve bir yemek ısmarladım. Önce bir süre öyle sessizce günün yorgunluğunu üzerimden atmak için oturdum. Yan masadakileri izledim, müziği dinledim…İstanbul’un Beyoğlu’nu pencereden seyrettim. Sonra biram gelince kendimi tebrik ettim. Buz gibi biradan bir yudum alıp kitabı açtım.

Özgen’in kapağı nefis olmuş! Hakan’ın içeriye koyduğu kuşlar, alıştırmalar için not defteri şeklindeki yazıları…çok çok güzel. Ama o Özlem’in sesiyle hikayelerin okunduğu CD’nin kapağını açınca büyülü bir dünyada buldum kendimi. Ben bile bakamadan duramadım. Açıp açıp baktıp …çok güzeldi. Herkese teşekkür ettim.

Daha sonra insanlara “kitabımı okudum” dediğimde çok gülen oldu. İnsan kendi kitabını okur mu diyen oldu… Bilmiyorum okur mu ama ben okudum. Yazdıklarınız elinizde bir kitap gibi durduğunda, resmileştiğinde sanki sizin kelimelerinizden oluşmamış gibi, bir başkası yazmış gibi duruyor. O kadar zaman geçmiş ki bu yazdıklarımın üzerinden, aradaki zamanda biz birbirimizi yeniden gören iki dost gibiydik. En sevdiğim yazılara gitti elim. Yemeğimi yedim…biramı bitirdim. Kitabımı çantama atıp, ADA’dan İstiklalin ışıklarında, kalabalığında evin yolunu tutmuş insanlardan biri olup Tünel’e yürüdüm.

You can leave a response, or trackback from your own site.

Leave a Reply