Şifayı Beklerken…Hoşgeldiniz…

Şifa artık günlük bir kelime haline geldi. Bugün birçoğumuz için şifa; başkasının dağıttığı, bizim yararlandığımız bir alan.  Birden, aniden bizde bir ‘çözülme’ yaratarak hayatımızı tümden değiştirecek ve bizi, aslında olması gereken hayatın yoluna konumlandıracak bir şey.  Ve hep bekliyoruz şifayı ve şifalandırılmayı. Şifa aslında siz beklerken, onu ararken yaşamınıza sızmaya başlar. Her gün biraz daha yeşerir, biraz daha canlanırsınız ve sonra bir gün daha mutlu olduğunuzu hissedersiniz.  Hayata daha sıkı sarıldığınızı, ufak şeyleri dert etmediğinizi fark edersiniz.  Şifayı beklemekten vazgeçip beklerken, kendi yarattığınız o güzel yaşamın tadını çıkarmaya bakarsınız.

Hoşgeldiniz…Burada sizleri de dinlemek….Şifayı Beklerken kitabındaki alıştırmaları yaparken fark ettiklerinizi, sormak istediklerinizi ve belki de paylaşmak isterseniz yazdıklarınızı bizimle paylaşmak istiyoruz.. Beraber yazalım.

Sizin Gönderdikleriniz!

Füsun Starbucks’ta Şifayı Bekledi !  Kitabı simitle tanıştırdı… bir yandan da Xmas olsun dedi…Yeşim çikolata yiyemiyor bari kitabı faydalansın dedi!  Bol kırmızılı, coşkulu bir kutlama geldi facebook’tan…


 

 

 

 

Bakmayın burada akşam olduğuna. Sabahın köründe kitabı ilk satın alan…Arzu’ydu! Çıkarken de kasadaki çocuğa “Füsun’a selam söyle” demiş!

Nalan Ada’da kitabı satın aldıktan sonra heyecanla facebook’tan haber gönderdi…

“Şifayı Beklerken’i elime aldığımda müthiş heyecanlandım… harika bir kitap olmuş.  Tebrikler Daha yeni kutlamıştık onun kitabı “Ayten”in çıkışını…

Işıl, IDEFIX’ten ısmarlamış… bir tane değil… bir kaç tane! Yılbaşı hediyeleri olmuş Şifayı Beklerken… içinden seçilmiş sözler de yılbaşı dilekleri!

Uğur Milano’dan döndüğünde kitabı masasındaymış… Evde okumuş. Daha dinlemek, ve tabii ki yazmak kaldı. Sizin kitabınız nerede? Resminiz varsa bana gönderin. Şifayı nerelerde Bekledik takip edelim :)

6 Aralık Salı, 2011′de Şifayı Beklerken çıktı…

Bütün gün çalışıyordum. Çıkınca soluğu İstiklal Caddesinde aldım. Sabah’tan ADA kitapevine gelen, raflara çıkan kitabımı gün boyunca aralıklarla Facebook’tan takip ediyor, arkadaşların, dostların, tanıdıkların bana gönderdikleri mailler ve resimlerle adım adım gün boyunca gelişmelerin içindeydim. İstiklal kalabalık, coşkulu ve heyecanlıydı…

Galatasaray’da indim. Işıkların kalabalığın arasına karışıp, üstüme yürüyen insan selini delerek, ADA kitabevine doğru yürüdüm. Vitrindeydi Şifayı Beklerken…sıra sıra dizilmişti. İçeri girdim. Kitabı satın aldım. Bir masaya oturdum. Kendime bir bira ve bir yemek ısmarladım. Önce bir süre öyle sessizce günün yorgunluğunu üzerimden atmak için oturdum. Yan masadakileri izledim, müziği dinledim…İstanbul’un Beyoğlu’nu pencereden seyrettim. Sonra biram gelince kendimi tebrik ettim. Buz gibi biradan bir yudum alıp kitabı açtım.

Özgen’in kapağı nefis olmuş! Hakan’ın içeriye koyduğu kuşlar, alıştırmalar için not defteri şeklindeki yazıları…çok çok güzel. Ama o Özlem’in sesiyle hikayelerin okunduğu CD’nin kapağını açınca büyülü bir dünyada buldum kendimi. Ben bile bakamadan duramadım. Açıp açıp baktıp …çok güzeldi. Herkese teşekkür ettim.

Daha sonra insanlara “kitabımı okudum” dediğimde çok gülen oldu. İnsan kendi kitabını okur mu diyen oldu… Bilmiyorum okur mu ama ben okudum. Yazdıklarınız elinizde bir kitap gibi durduğunda, resmileştiğinde sanki sizin kelimelerinizden oluşmamış gibi, bir başkası yazmış gibi duruyor. O kadar zaman geçmiş ki bu yazdıklarımın üzerinden, aradaki zamanda biz birbirimizi yeniden gören iki dost gibiydik. En sevdiğim yazılara gitti elim. Yemeğimi yedim…biramı bitirdim. Kitabımı çantama atıp, ADA’dan İstiklalin ışıklarında, kalabalığında evin yolunu tutmuş insanlardan biri olup Tünel’e yürüdüm.